Belki de yanlis leyla

Masada karsilikli oturuyorlar. Kadinin onundeki cay bitmis, sekerlikle oynuyor. El aliskanligi aslinda oyle durumlarda tirnaklarini yer. Ama adamin acisindan hos olmayacagindan sekerlikle oynuyor. 

Onlarinki ölü dogmus bir iliski. Oldurma bir iliski. Kadin farkinda degil. Adam da farkinda degil daha, 2 hafta sonra fark edecek. Bir cumartesi kadinin elini tutacak, elini opecek, haftaya beni bekliycek misin diycek. Kadin utanip yok deyip sonra evet diycek. Ertesi gun adam istemiyorum yapamiyorum deyip gidecek. Kadin yakasina 1-2 hafta kadar yapiscak. Acitasyonun dibine vuracak. Adami zorliycak kalsin diye. Ama ahh be kizim ya, gidenin onunde durulmuyor ki… adam sonunda gidecek. Giderken de, kadina hayal kirikligi ve bir adami kendisiyle gorusmek icin zorlamak misyonunu birakicak. Aaa bide Kadina adamdan bi paket sakiz kalcak. Kadin da konustuklarinin aksaminda atacak sakizi. Biraz agliycak. Ama duzelecek. Kadin guclu. Kadin hayal kirikligina aliskin. Adam nasil derseniz, bilmiyorum. Adami tanimiyorum. Cayina kac seker attigini bilmek karsidakini tanimak anlamina gelmez ki… Gec ogrendik…

Ama Simdilik iyiler. Su saniye de, su anda iyiler. Birbirlerine sahipler
Kadin sekerligi masaya birakiyor. Adamin gozunun icine bakiyor. İlk defa birinin gozune hem bakma istegi duyup, hem de utaniyor. Kadin cok utaniyor. Adam gulumsuyor. Adam cok guzel gulumsuyor. Biraz daha gulumsese kadin daglari asabilir, colleri gecebilir. Kadin adama diyor ki 

Bak caniminici benim bu guzel suratimin altinda, lime lime bir cocukluk var. Ezilip gecilmis bir kalp var. Yillarin silemedigi yaralar var. Prozac var. Down sendromlu oldugu icin ananeme verilen kardesim var. Geceleri allaha hep sonu iyi geceler allahim diye biten dualar var. annemin evi terk edisleri var. Babamin verdigi tavizler var. Orta sondayken tek basima dershaneye gitmekten korktugum icin okudugum ayetel kursi ler var. Asagilamalar var. Marlboro blue ice var. Deli olma korkusu var. Ölen kardesimin vicdan azaplari var. Tek sucu beni sevmek olan adamlarin ahini almalar var. Kinadiklarini yasama korkusu var. İstedigim seyleri yapamamanin kirginligi var. Anneni idare ediceksin ceyda deyisler var. 5 yasinda 40 yasindaki adamin yukunu yuklenmeler var. 5 sene bekleyip en sonunda beni sevdigini soyleyen cocuktan korkup gitmelerim var. Ama en cokta idare etmelerim var. Pes etmelerim var. Terk etmelerim var, terk edememelerim var. Gideceksin biliyorum… Herkes gider. Ama kalbimi kirma. O kalp benim degil cunku geceleri allaha babam donsun lutfen, beni burda tek birakma allahim diye dua eden cocugun kalbi. Sen ki bitanem, tek kalmayi benden daha iyi bilirsin. Allah ki bizi bizden daha iyi bilir. Ondan sen bilmezken hep insallah olur deyislerim… 

Adam kadinin elindeki sekerligi cekip yana koydu. Kadin irkildi. Ne oldu dedi adam. Gulumsedi. Kadin da gulumsedi. Bisey yok dedi. Adam esnedi. Ya dedi sen kendini benim kollarima birak… Kadin icinden hayirlisi dedi…

Reklamlar

Rüya

Hava kararmak üzereydi. Ardıç sürüsü kuzey güneye doğru göç ediyordu. Bunu hep yaparlardı. Geç kalmışlardı. Acele ediyorlardı. Sürünün en hızlısı ve lideri olan ardıç sürünün önüne geçti. Sürü ile arasındaki mesafeyi açtı. Daha sonra ardıç yere doğru dalışa geçti. Küçücük bedeninden beklenmeyecek kadar hızlı iniyordu. Üzeri çimenlerle kaplı toprağa çarpmasına az kala ufacık kanatlarını açtı ve toprağın hemen üstünden uçmaya başladı. bir an yukarıdaki sürüsüne baktı içinden ‘ iyi, hizayı bozmamışlar’ dedi. O sırada yerde gördüğü küçük bir taşı çevik bir hareket ile kaptı. yükseldi. Biraz ilerde ki kuyuya doğru çok daha hızlı uçtu. Kuyunun tam üstündeyken ağzındaki taşı kuyunun içine attı. Sürüsü onu geçmişti. Yetişmek için daha hızlı uçtu.

Küçük taş, boş kuyunun içinde sanki kaya parçasıymış gibi yankılana yankılana düştü. en son sert kurumuş yere çarptı. Birazdan üzerinde çizgili mavi pijamaları ile bir fare kuyunun dibindeki küçücük kapıyı ardına kadar açtı. Fare ‘ Kuşlara iş verirsen böyle olur. Bülbülü, güvercini, kumrusu , şahini, kartalı hepsi aynı. Bu kadar büyük taş atılır mı buraya. Bu kuyu kaç yüzyıllık bilmiyorlar tabi, bir gün yıkılıcak bu salak kuşlar yüzünden bizde altında kalıcaz’ diye söylene söylene taşı yerinden oynatmaya çalıştı. Ama beceremedi. ‘odet’ diye bağırdı. ‘odet’ dedi ‘kaldır o kıçını yataktan da bana yardım et, senin yüzünden geç kalmasını istemezsin değil mi ‘ dedi.

Birazdan kapının önüne öbürüne göre çok daha büyük olan siyah pijamalı bir fare geldi. ‘ Vica bazen tam bir başbelası oluyorsun, çekil ordan sanki taşıyabileceksin gibi bide geçmişsin oraya’ dedi. odet iki eli ile taşı zorlanmadan kaldırdı. Vica’ya dönüp ‘geçen sene ki leyleğin attığı taşı hatırladın mı’ dedi. ‘ unutmak mümkün mu can veriyorduk çıkartana kadar kuzenlerden yardım bile istemiştik,7 kişi anca taşıydık’ dedi. Vica kapının yanında asılı duran anahlarları aldı. bi tanesini seçerek kuyunun dibindeki bir başka kapıyı açtı. İnce, loş koridorda yürümeye başladı. Odette elinde taşla onu takip etti. biraz yürüdükten sonra vica karşılarına çıkan 2. kapıyıda açtı. kapı daha da loş bir koridora açıldı. odet ‘ bugün gene çöplüğe gidelim, işim bitmedi o yamuk ağızlıyla’ dedi. vica cevap vermedi. koridorun sonunda yuvarlak, karanlık kocaman bir delik vardı, deliğin üstünde de bir tabela vardı. Tabelada ‘cok teşekkürler odet ve vica’ yazıyordu . Odet taşı o delikten aşağı attı. Vica ‘ne kadar kibar bir kız değil mi’  dedi. odet cevap vermedi. Kuyunun dibine geri dönmek için yürümeye başladılar.

Ardıçın kuyuya, Odet ve Vica’nin da tünele attığı küçük taş deliğin içindeki karanlık tünelde sağa sola çarpa çarpa yuvarlanıyordu. Tünelin hemen yanındaki evin salonunda ki koltukta ‘haşerat’ gazetesini okuyan hamamböceği ‘ya bıktım bu sesten her akşam her akşam, bayırın öbür tarafına taşınıcam’ diye bağırdı. Ses en sonunda kesildi. Hamamböceği okumasına geri döndü ‘ kırıntılarda pahalanıyor’ dedi.

Küçük taş, odundan yapılmış bir büfenin üstünde duran terazinin üstüne düştü. Denge bozulunca kantarın topuzu sağ tarafa kaydı. Kayan topuz, yan rafta gergin bir şekilde duran yaya çarptı, ve yay önünde duran 12 adet yeşil-mavi-kırmızı miskete itti. Harekette başlayan misketler raf üzerinde kaymaya başladı. Hızla Kayan misketler rafta duran kitaplara çarptılar ve aynı hızla yerlerine geri döndüler, yayı gerdiler. Çarpmanın etkisi ile sağ tarafa çok hafif eğilen kitaplar rafın sonun da ağzına kadar su dolu bardağa hafifçe çarpıp yerlerine geri döndüler. Bardağın içinde sudan iki- üç damla yerde uyuyan şişman sarı tüylü kedinin üstüne damladı. O sırada tavandan düşen 3 tane su damlası bardağı gene doldurdu. Kedi ıslanınca hemen uyandı. ilk önce yattığı yerde gerindi daha sonra iki ayağının üstüne kalktı. size de günaydın odet ve vica dedi coşkuyla. Kedi gereginden fazla şişman ve  enerjikti. terazinin yanına gidip küçük taşı eline aldı. ‘Bernand sana çok teşekkür eder’ dedi. taşı terazinin öbür yanındaki devasa çin vazosunun içine attı.

Yattığı yerin yanında duran boş kovayı alarak, odanın duvarlarından birini kulagını dayadı. Yeri begenmeyip başka bir yeri dinledi. Karıncalar gene çalışmışlar dedı. kulagını başka bir yere dayayıp suyun sesini bulmaya çalıştı. durdu. Kovayı hemen yanı basına koydu. iki adım uzaklaşıp yere sertçe vurdu. Bir anda tavandan kovanın içine sular akmaya başladı. kovanın yarısı dolunca bernand ayagı ile tekrar yere vurdu. Dolan kovayı alıp odadan çıktı koridorda yürümeye başladı. büyük devasa bir kapının önüne geldiğinde elindeki kovadan biraz su eksilmişti. ağır kapıyı iterek açtı.

Kapı tam ortasında üstünde erlenler, balonjojeler ve tüpler bulunan devasa tahta bir masa, büyük bir lamba ve bir kazan bulunan odaya açıldı. odanın bir duvarlarında içinde, üstlerinde etiketler bulunan şişeler olan koca bir dolap vardı. Odanın duvarlarında yüz resimleri vardı ve duvara bakınca sanki milyonlarca yüz sana bakıyormuş gibi oluyordu.  Tavan o kadar yüksekti ki,nerde bittiği görünmüyordu ve yukarı doğru duvarlardaki milyonlarca yüz devam ediyordu.  Odanın karşı tarafına yürüdü bernand. yere eğildi. Elindeki kovadaki suyu duvarın altındaki küçük çatlaktan döktü. Sonra boş kovayıda alarak ‘ gideyim de biraz kahvaltı hazırlıyım’ dedi kendi kendine. hava iyice kararmıştı

Su çatlaktan ilerledi. içinde yaprakları kırmızı çanlar olan, küçüçük uykuya dalmış ağaçların ve kendinden büyük kıvırcık saçları olan bir kızın olduğu bir odaya geldi. kız şimdilik uyuyordu. su küçüçük ağaçların toprağına deydi. toprak sanki uzun zamandır görmediği sevgilisi gelmiş gibi suyu içine çekti. Uykuya dalmış küçük ağaçlar suyu hissedince boyunlarını kaldırdılar. Kökleri ile suyu çektikçe sevinmeye dalları ile dans etmeye başladılar. dans ettikçe çanlarından gelen sesler birbirine karıştı. Kız gözlerini açtı. üstündeki mavi işlemeli yorganı fırlatıp, yatakta ayağı kalktı. ‘akşam olmuş’ diye ağaçlarla dans etmeye başladı. Bir süre sonra durdu. yataktan indi. terliklerini giydi.yüzünü yıkadı ve kendinden büyük kıvırcık saçlarını topladı. odadan çıkarken ağaçlara ‘sabaha kadar çok yaramazlık yapmayın bakalım’dedi.

Kız öbür odaya geçti. Duvarlardaki resimlerin her birine bakıp ‘günaydın’ demeye başladı. günaydın, sana da günaydın ve sana da günaydın sarı saçlı çocuk diye devam etti. Az sonra bernad elinde bir tane elma ile odaya geldi. Kıza ‘sen onlara her günaydın dedikçe daha çok uykuları geliyor biliyorsun dimi? ‘ dedi. Kızın cevap vermesine zaman tanımadan elindeki elmayı kıza attı. Kız elmayı son anda yakaladı. kız ‘tamam o zaman işimize bakalım sevgili bernand’ dedi.

o sırada tavandan acaip sesler geldi. Bernand kafasını yukarı kaldırdığında sanki tavan yükseliyormuş gibi hissetti. kız ‘ yeni doğanlar ve ölümler eklendi sanırım ‘ dedi. bernand ‘gene doğumlar ölümlerden fazla olmuş’ dedi. Kız elmadan bir ısırık aldı. Masaya doğtu yürüyüp elmayı masaya bıraktı.

Bernand dolabı açıp içindeki renkli şişeleri masanın üzerine yığmaya başladı. Kız da bernadın yığdığı şişeleri üstlerindeki etiketlere bakarak kazana dökmeye başladı. yaklaşık 20 farkı şişedeki sıvıyı döktükten sonra kız masanın üstündeki makası alıp şaçından bir tutam kesti. bernard’ a dönüp’ iyi ki çabuk uzuyor saçım’ dedi. benard güldü. kızın saçları o kadar kabarık ve çoktular ki yarısını kesseler bile fark eden birşey olmazdı. kız kestiği şaçlarıda kazana attı.

Bernand ile kız kazanın başında beklemeye başladı. Az sonra Kazandan yavaş yavaş sarı, kırmızı, mavı, ördek yeşili, gül kurusu gibi renklerde dumanlar çıkmaya başladı. kız’ bernand bu toz pembenin kokusu aynı pamuk şekeri gibi, bu kime giderse rüyasında çok güzel şeyler görücek kesin’ dedi. bernand ‘ da ‘ saks mavisi duman da kime giderse korkunç bir gece geçircek orasıda kesin, bozuk balık gibi kokuyor ‘ dedi. Kazandan odanın her yerine farklı farklı renklerden dumanlar yayılıyordu. Duvardaki her yüze farklı renkli bir duman temas ediyordu. Duman bir kez o yüze dokununca, duman sanki yüzün içinde kayboluyordu. Odanın içi renk cümbüşüydü. Toz pembe bir duman 8 yaşında olduğu her halinden belli bir yüze değince kayboldu. güneş sarısı bir duman ise 20’li yaşlarında çilli bir yüze dokununca kayboldu. Zaman ilerledikçe havaya dolduran dumanlar birer birer kayboldu. En son vişne çürüğü bir duman nereye gideceğine karar verdi ve duvarın üstlerinde ki 89 yaşındaki bir kadının yüzüne sindi. Bütün dumanlar gitmişti. Kız durdu. Bi anda ‘ İYİ SABAHLAR HEPİNİZE’ diye bağırdı sonrada ‘ bernand hadi dışarı çıkalı’ dedi. Masanın üstünden elmasını alıp kocaman bir ısırık aldı. kız bernand’a ‘hadi kapıya kadar yarışalım’ dedi ve koşmaya başladı.

Bernand kocaman sarı bıyıklarını elleriyle düzelti. Kafasını yukarı kaldırdı ve ‘iyi gecelr insanlar’ dedi. Koişmaya başladı.